13 Mayıs 2015 Çarşamba

Karaciğer SirozuSiroz, karaciğerin potansiyel olarak yaşamı tehdit eder nitelikte olan geri dönüşümsüz skarlaşmasıdır. İleri evrede, karaciğerin %80 ila %90'ı hasar görebilir ve yerine skar (ölü) doku geçer. Siroza, alkol, viral enfeksiyon (Hepatit B, C), toksik madde (örn. ilaçlar, karaciğerde aşırı bakır veya demir) ya da bilier sistemin blokajıyla yıllar boyu süren karaciğer hasarı sebep olur. Karaciğer, yavaş yavaş tüm normal karaciğer hücrelerinin yerini alan progresif skarlaşmaya maruz kalır.
Birçok durumda, yukarıda sunulan nedenler başlangıçta genellikle tedavi edilebilen Hepatit ile sonuçlanır. Bununla birlikte, sorun yaratan etmen zamanında giderilmez veya tedavi edilmezse, siroz ortaya çıkar ve hastalığın seyrini değiştirmek için genellikle çok geç kalınmış olunur.
Karaciğer Sirozunun Belirtileri
karaciger_sirozu2İlk olarak, yorgunluk, uyuklama, gözler ve idrarda sarılaşma (hafif sarılık), ayaklarda şişkinlik, aşırı kaşınma ve anemi (düşük hemoglobin) gibi genel semptomlar ortaya çıkar. Daha ileri evrelerde, hasta kan kusma, batındaki su nedeniyle (assit) ciddi enfeksiyona yol açar nitelikte midede şişkinlik, mental bozulma ve koma, yoğun sarılık ve böbrek bozukluğu gibi birçok yaşamı tehdit eden komplikasyonlar yaşayabilir.

Ayrıca hasta, bir karaciğer proteini olan protrombinin düşük düzeyleri ve düşük trombosit sayımı nedeniyle kanama eğilimi gösterebilir. Her ikisi de, kanın normal pıhtılaşması için çok önemlidir.

Sirozla yaşamak (yapılması ve yapılmaması gerekenler)
Siroz, karaciğerde geri dönüşümü olmayan hasar anlamına gelse de, sirozun erken evresinde (evre Child A veya erken Child B) olan bir kişi, karaciğer uzmanları tarafından yapılan uygun bir tedaviyle uzun yıllar boyunca oldukça aktif bir yaşam sürebilir. Diğer yandan, ilerlemiş veya Child C evresindeki Siroz, uzman görüşü alınması gereken karaciğer nakli gerekliliğine işaret eder.
   
Yapılması gerekenler
  • Hastalığın derecelendirilmesi ve uygun tedavinin belirlenmesi için, bir karaciğer uzmanıyla birlikte ayrıntılı değerlendirme yapılması gerekmektedir.
  • Erken sirozda her 1-3 ayda ve ilerlemiş sirozda her 1-4 haftada karaciğer uzmanıyla birlikte düzenli karaciğer fonksiyon testleri ve izlem gereklidir. Kontroller arasındaki süre, sergilediğiniz semptomlara ve hastalığın şiddetine bağlı olarak karaciğer hekiminiz tarafından belirlenecektir.
  • Kronik karaciğer hastalığı durumunda, optimum karaciğer fonksiyonu için sağlıklı beslenme çok önemlidir. Yaygın inancın aksine, şiddetli sarılık varlığı dışında, sindirim karaciğer hastalığının çok ileri evrelerine kadar normaldir. Dolayısıyla, karaciğer hastalığının tüm tiplerinde, yağlı gıda ve proteinlerden tamamen kaçınma gerekliliği bir söylenceden ibarettir. Bu durum birçok vakada yalnızca gereksiz değil, aynı zamanda gıdasızlık, kilo kaybı ve sağlığın daha hızlı bozulmasına sebep olduğundan oldukça zararlıdır.
  • Hepatit B kaynaklı sirozda, HBV DNA testi pozitif ise, bir karaciğer uzmanına başvurularak Lamivudin tedavisi göz önünde bulundurulabilir.
  • Hepatit C kaynaklı erken sirozda, karaciğer hekiminize danışarak İnterferon-alfa ve ribavirin tedavisi faydalı olabilir.
Yapılmaması gerekenler
  • Alkole bağlı sirozda, ne pahasına olursa olsun alkolden kaçınılmalı ve Hepatit C başta olmak üzere tüm diğer siroz tiplerinde alkol kısıtlanmalıdır.
  • Özellikle virüse bağlı sirozda, aşırı fiziksel aktiviteden kaçınılmalıdır.
  • Aynı zamanda, zorunlu yatak istirahatından kaçınılarak, makul düzeyde hareket ve aktivite sürdürülmelidir.
  • Sirozun ileri evrelerinde, yetersiz pıhtılaşma ve kanam eğilimine bağlı olarak, temas sporlarından kaçınılmalıdır.
  • Karaciğer yetersiz olduğundan ve ilaçların daha uzun süreli etkilere yol açarak hâlihazırda hasar görmüş olan karaciğere zarar verebileceğinden, kendi kendini tedavi etme yöntemlerinden kaçınılmalıdır.
PPD TESTİ

Astım hastalarının belirtileri ile tüberküloz hastalarının belirtileri benzer olduğu için her hastaya mutlaka PPD testi yapılmalıdır.
Günümüzde tüberküloz enfeksiyonunu gösteren tek test tüberkülin cilt testidir. Tüberkülin cilt testi (TCT), kişinin tüberküloz basili ile enfekte olup olmadığını gösterir, hastalık hakkında bilgi vermez. Hastalık tanısında dolaylı olarak yardımcı olabilir.
 
UYGULAMA TEKNİĞİ:
Sol önkolun 2/3 üst kısmında iç ya da dış yüzüne, cilt içine yapılır. Kullanılacak alanda cilt lezyonu olmaması ve venlere uzak olması önerilir. Enjeksiyondan sonra 6-10 mm çaplı bir kabarcık oluşmalıdır. Bu test  uygun yapılmamışsa hemen ikinci bir test dozu, birkaç cm uzak bir yere yapılır ve yeri kaydedilir. Şişe ya da ampulün işi bitince tekrar buzdolabı ya da buz kabına konur. Masa üzerinde bekletilmez. Tüberkülin uygulanacak saha herhangi bir antiseptikle silinmez.
 
TESTİN OKUNMASI:
Test uygulanan kişi daha önce BCG ile aşılanmışsa ya da tüberkül basili ile karşılaşmışsa, 2-3 gün içinde test yerinde hiperemi (kızarıklık) ve endürasyon (kabartı) oluşur. Hipereminin çapı önemli değildir. Sertlik şeklinde saptanan kabartının (endürasyonun) çapı önemlidir.
Endurasyon (sertlik) varlığı inspeksiyonla ve palpasyonla saptanır. Bir tükenmez kalem ucu ile de endurasyonun başladığı noktalar saptanabilir. Test yapıldıktan 48-72 saat sonra (2-3 gün) endürasyon çapı şeffaf bir cetvelle milimetrik olarak ölçülür. Önkolun doğrultusuna dik olan çap okunur. (Özel durumlarda ölçüm 96 saate kadar yapılabilir.) Endurasyon yokluğunu not ederken “negatif” değil “0 mm” olarak yazmak doğrudur.

Test yerinde bül, vezikül ve benzeri reaksiyonlar görülebilir. Önemli değildir. Kesinlikle pomat vb sürülmez. Ağızdan ağrı kesiciler alınabilir. Birkaç haftada kendiliğinden geçebilir.
 

TETANOZ NEDİR?Sayfayı Yazdır
5461_asi1   “klostridium tetani” adlı bakterinin hazırladığı zehirin yaradan vücuda girmesiyle ortaya çıkan ve genellikle öldürücü enfeksiyon oluşturan hastalıktır.
Zehirin etkisiyle gelişen kasılma, nöbetleri ve vücudun katılaşması hastalığın karakteristik özelliğidir. Hastalığı yapıcı bakteri toprakta, bazı insan ve hayvanların bağırsaklarında ve dışkılarında bulunur. Hemen her türlü yaralanma sonucunda bakteri yaraya bulaşabilir ve hastalığa yol açabilir. Bu nedenle yaralanmalarda çok dikkatli olmak ve önlemini hemen almak gerekir.
Türkiye’de çocuklarda gelişir. Kırsal kesimlerde evde yapılan doğumlarda ebe görevini üstlenen bilgisiz kişiler, doğumun ardından çocuğun göbek kordonunun jilet ya da başka kesici aletlerle, mikroplardan arındırmaksızın, keserler. Bu kesici aletlerde tetanos mikrobu varsa, kordon aracılığıyla çocuğa kadar ulaşıp onu hastalandırabilir ve hastalanan çocuk da birkaç gün içinde ölür. Bir başka bulaşma biçimi de yanıklar, çivi ya da diken batması, temiz olmayan iğneler, düşme ya da çeşitli nedenlerle kanamalar sonucunda da tetanos hastalığı gelişebilir.
Nedenleri:
Hastalığa neden olan bakterinin hazırladığı ve protein yapısında olan zehire “tetanospazmin” adı verilir. Bu zehir sinir lifleri aracılığıyla ya da kan içinde merkezi sinir sistemine ulaştırılır. Zehir hem kasların kasılma şiddetini düzenleyen sinir sistemi bölümlerinde bozukluklara yol açar, hem de sinir sistemine ışık, ses, dokunma gibi dışarıdan gelen uyarıların merkezi sinir sistemine gelen uyarıların merkezi sinir sistemine şiddetli bir biçimde yansımasına yol açar. Böylece kaslarda şiddetli kasılma gevşeme nöbetlerine, daha ağır durumlarda da kaslarda çözülmeyen şiddetli kasılmalara neden olur. Bu durumda hastalar kaskatı kesilir. Zehi, sinir hücrelerine bağlanarak etkisini gösterir, bu etkiler eğer hasta yaşarsa geçicidir. Hastalığın kuluçka süresi 2-56 gün arasında değişir. Ancak, vakaların % 80’’inde bu süre 14 gün kadardır. Eğer kuluçka süresi 2-4 gün arasında ise ölüm riski o/o 100’dür.
Belirtileri:
Baş ağrısı, gerginlik, kolayca uyarılma, çenede ağrı ve sertlik, karın ve bel ağrısı, yutma güçlüğü, ağzı açmada zorluk, yüz kaslarındaki gevşeyemeyen kasılma nedeniyle yüzde acı bir gülümseme görünümü başlıca belirtileri oluşturur. Dışarıdan gelen küçük bir uyarı bile şiddetli kasılmalara yol açabilir. Hastanın gırtlak ya da solunum kaslarının kramp biçiminde kasılıp gevşeyememesi nedeniyle boğulma ya da solunum durması görülebilir. Solunum durmasıyla hastanın oksijeni azalır ve beyin bu nedenle ağır hasar görür ya da tümüyle ölür. Solunum durması ve beynin ölmesi, ölümü oluşturan başlıca nedendir. Yaşatılabilen hasta iki hafta içinde iyileşir.
Tedavisi:
Tetanosa yakalanan hastaların öncelikle hastanede tedavi edilmesi gerekir. Hastaya tetanos antiserumu damardan verilir. Antiserum uygulaması için belirtilerin ortaya çıkmasını beklemeye gerek yoktur. Herhangi bir yaralanmada ya da yanıkta koruyucu önlem olarak antiserum uygulanabilir. Antibiyotikler tedavide önemli bir yer tutmazlar. Kasları gevşetmek için de uygun ilaçlar verilmesi yerindedir. Hastaların loş ve gürültüsüz bir odada tedavi edilmeleri gerekir. Tetanos hastalığına karşı en iyi korunma, tetanos aşısının belirli aralıklarla yapılmasıdır.Tetanos aşısı, zehirin zehirsizleştirilmiş biçimidir.
Yeni doğan çocuklar 2-3 aylık olduklarında, içinde tetanosun da bulunduğu karma aşı yapılır ve belirlenen aralıklarla yinelenir. Okul çağındaki çocuklar ve erişkinlerde 3 doz biçiminde difteri ve tetanos aşısı olmalıdırlar. İlk iki doz 4-6 hafta arayla, üçüncü doz İkincisinden 6-12 ay sonra uygulanır. Daha sonra ise her 10 yılda bir difteri ve tetanos aşısı yapılmalıdır. Eğer son aşılanma herhangi bir yaralanmadan 5 yıl önce olmuşsa, yaralı kişiye antitoksin ya da aşı yapmaya gerek yoktur. Eğer son aşılanma 5 yıl ya da daha uzun bir süre önce yapılmışsa, yaralanan kişiye aşı ya da antiserum verilmesinde yarar vardır.
Tetanos belirtilerinin geliştiği hastaya “trakeotomi” adı verilen bir cerrahi girişimde bulunmak yaşamsal önem taşır. Bu girişimde hastanın soluk borusu kesilerek gırtlak spazmında hastanın boğulması önlenir.
ROTAVİRÜS NEDİR? 
Rota virüsü enfeksiyonu ilk 4 - 5 yaştaki çocuklarda akut başlangıçlı ishalin en sık görülen etkenlerindendir.
Belirtileri nelerdir?
Başlıca belirtileri genellikle 48 saatten az süren kuluçka dönemini izleyen ateş, kusma ile başlar. Sık, sulu, özellikle çok kötü kokulu kansız ishal belirtilere eklenir. İshal 5 - 7 gün sürebilir. Özellikle süt çocuklarında kusma, ishalin neden olduğu dehidratasyon gelişebilir. Bağışıklık sistemi yetersiz olan hastalarda hastalık daha uzun ve ağır seyir gösterir.

Hastalık nasıl ve ne tür gıdalarla bulaşır?
Rota virüsler ishalin ortaya çıkmasından önceki günlerde de dışkıda bol miktarda bulunur. Bulaşma; dışkı ile kontamine (bulaşık) su ve gıdalarla olur. Özellikle kreş, bakımevleri ve çocuk hastanelerinde salgınlar görülebilir. Solunum aracılığı ile bulaşma da bildirilmiştir. Aile içi yayılım sıktır.
Korunma yöntemleri nelerdir?
Genel hijyen önlemleri (el temizliği, suların kaynatılması) bulaşmayı azaltır. El yıkama, enfekte vakaların izolasyonu, hastanelerde hastane kaynaklı ishali önlemede yardımcıdır. İyileşme dönemi de dahil virüsün (yakınmaların ortaya çıkışından 10 - 12 gün sonrasına kadar) dışkı ile atımı unutulmamalıdır. Rota virüse bağlı enfeksiyonun önlenmesinde günümüzde kullanılan bir aşı yoktur.
Tedavisi nasıldır?
Tedavinin başlıca amacı; kusma, ishale bağlı ortaya çıkabilecek dehidratasyonun önlenmesidir. Kusma önleyici, ishali önleyici ilaçların tedavide yararı yoktur. Beslenme devam ettirilmelidir, mümkünse sık aralarla azar azar beslenme yapılmalıdır. Az yağlı gıdalar tercih edilmeli, özellikle anne sütü ile beslenme kesilmemelidir. Yeni doğan bebekler ve 3 ayın altındaki çocuklar anneden geçen antikorlar aracılığı ile enfeksiyondan korunurlar, hastalığı daha hafif geçirebilirler.

Günde 4 defadan fazla ayıda sulu dışkılama, ishal olarak kabul edilir. Yalnızca sık dışkılama, kıvam bozuk değilse ishal sayılmaz. Özellikle küçük bebeklerde beslenme şekline göre dışkılama sayısı ve ishal tanımı değişebilir. Örneğin, anne sütü alan bebeklerde dışkı sayısı günlük 7’ye varabilir.
Hastalığın kuluçka süresi 1-3 gündür. Bu süre sonunda hafif ateş olur, beraberinde kusma olabilir veya olmayabilir. Sonrasında karın ağrısı ve çok bol su gibi ishal başlar. Çocukta şiddetli ve dirençli iştahsızlık yapar. Bu da çocuğun yeterince sıvı almasını engelleyebilir. İshal o kadar sıktır ki, çocuk kısa sürede susuz kalabilir (dehidratasyon). Ateş ve kusma çoğunlukla 2 günde geçer, ishal ise 5-8 gün sürebilir. İshal sırasında hafif üst solunum yolu enfeksiyonu bulguları (öksürük, burun akıntısı) görülebilir. Tanı için yapılan dışkı tahlilinde kan ve lökosit yoktur, dışkı kültüründe üreme olmaz. Rota virüs antijen testi ile kısa sürede tanı konulmaktadır.
Rotavirüs enfeksiyonunun özel bir tedavisi yoktur. Antibiyotik kullanmanın faydası olmaz. En önemli tedavi, kaybedilen sıvının yerine konmasıdır. Anne sütü alıyorsa kesinlikle devam edilir. İshalin ağırlığına göre şeker-tuz solüsyonları (ORS) doktor tavsiyesine uygun olarak verilmesi sıvı kaybını dengelemede yardımcı olur. Az yağlı ishal diyeti uygulanabilir. Yoğurt, patates, muz, pirinç lapası (çocuğun yaşı uygun ise) verilebilir. Azar azar ve sık beslenme bğırsaklardan gıdaların emilimini arttıracaktır. En önemli korunma yöntemi ise ellerin sık yıkanması, özellikle yuvalarda ortam temizliğine dikkat edilmesi, hasta çocukların diğer çocuklar ile temas etmelerini engellemek olacaktır. Hastalığın aşısı yoktur.
YATAK YARASI (DEKUBİTUS ÜLSERİ,BASI ÜLSERİ) NEDİR, NASIL OLUŞUR,NASIL TEDAVİ EDİLİR?     
       Uzun süre sırtüstü yüzüstü veya yan yatma sonucunda basınç altında kalan bölgelerde oluşan yaralardır.Genellikle yaşlı hastalarda görülen durum yanısıra eşlik ettiği nörolojik defektler,beslenme bozukluğu, immun sistemdeki yetersizlik , şuurun yerinde olmaması, idrar ve gayta kontrol yetersizliği,eşlik eden yara iyileşmesini olumsuz etkileyen hastalıklar(şeker hastalığı gibi) alınan tedaviler(kemoterapiler) bu basit şekilde başlayan yaranın kısa zamanda derin enfekte ülserlere dönüşmesine ve hatta vucut içi boşluklara kadar ilerlemesine sebep olmaktadır.
      Hastaların yaklaşık %70 den fazlası 70 yaşın üzerinde olup bu yara sebebiyle   hastayı kaybetme riski yüksektir. Normalde herhangi bir yara 15- 20 gün içerisinde iyileşmesi gerekirken yukarıda belirttiğim nedenler ve yara basıncın devam etmesi, aynı tarafa yatan hastada oluşan doku ödemi(dokunun kanlanmasını oldukca bozar) idrar ve gaytadan bulaşan mikroorganizmalarla enfekte olması yarayı kronik ilerleyici duruma dönüştürür.Yaranın ilk oluşum zamanında   deride görülen değişiklikler aslında buz dağının görülen kısmıdır.Doku hasarının çoğu deri altında başlar ve daha sonra deri yüzeyinde kendini   gösterir.   
       YATAK YARASI NASIL OLUŞUR?
         Öncelikle yatak yarasının nasıl oluştuğunu bilmek problemin çözümü için şarttır
Dokularımız son olarak kapiller damarlarlar tarafından kanlanır. Nasıl ki içinden su geçen bir hortumun üzerine içindeki suyun basıncından daha yüksek basınçla basarsak hortumdan su akmaz olursa aynı şekilde kapiller damarlar üzerine kapiller kan basıncından daha yüksek basınca maruz kalırsa kan akımı kesilir. Bu kesintinin süresi ve basıncın büyüklüğü yatak yarası oluşum sürecini etkiler yani basınç ne kadar yüksek olursa yatak ülseri o kadar kısa sürede ve şiddetli oluşur. Basınç 45mm Hg den küçük ise sadece küçük venüllerde tıkanma kapanma oluşur. Basınç 45mm Hg den büyükse arteriollerde tıkanmalar ve iskemi oluşur.Örneğin 70mm Hg basınç altında 2 saat içinde dönüşümsüz doku hasarı meydana gelir  
        Günlük hayatımızda otururken uzanırken ve hatta uyurken bilinçsizce yaptığımız vucut hareketleri, dönmek,   postur değiştirmek bir bakıma fizyolojik korunma mekanizmasıdır .Böylece vucudun herhangi bir bölgesi uzun süre basınç altında kalmaz.Fakat özellikle yaşlı, merkezi ve periferal sinir sisteminde hasar olan hastalarda bu fizyolojik savunma mekanizması bozulmuş olduğundan vucudun özellikle yere temas eden bölgeleri uzun süre basınç altında kalmakta ve iskemik hasarla beraber hızla yatak yarası oluşmaktadır.Ve bu tip iskemik yaralarda kolaylıkla bakteriyel enfeksiyon gelişmektedir.
       YATAK YARALARI (DEKÜBİTUS ÜLSERLERİ) OLUŞMA BÖLGELERİ;
      Yazımın başında belirtiğim gibi dekübitus ülserleri vucudun yerle temas eden, basınç altında kalan özellikle kemik çıkıntıların üzerindeki bölgelerinde oluşur
OTURURKEN
Kuyruk kemiği,kalçada kaba etlerde, omuz kürek kemikleri üzerinde, dirseklerde, topukta    
SIRT ÜZERİ YATARKEN    
Başın arka tarafında,omuz kürek kemikleri üzerinde, kalçada, dirseklerde,kuyruk kemiği üzerinde ,topukta,ayak parmaklarında     .
OMUZ ÜZERİNDE YAN YATARKEN    
 Kulaklarda,omuzun yan tarafında,leğen kemiğinin yan bölgelerinde,kalçada, dizde, ayak bilekleri yan çıkıntılarında   
      YATAK YARALARININ EVRELERİ;
 Yatak yaralarını kabaca 5 evreye ayırabiliriz;              
 
Evre 1: Kemik çıkıntı üzerindeki deride eritem (kızarıklık; basmakla solmaz) ve endurasyon (dokuda sertlik)
Evre 2: Deriyi içine alan yüzeyel ülserasyon; klinik olarak abrazyon, bül (içi sıvı dolu baloncuklar) veya yüzeyel krater görülür.
Evre 3: Deri ve derialtı  dokuyu içine alan ülserasyon; klinik olarak derin bir krater görülür.
Evre 4: Kas, kemik ve destek dokuları da içine alan derin ülserasyon.
Evre 5: Eklem , vücut boşluklarına (rektum, barsak, vajina, mesane gibi)kadar uzanan geniş ve derin ülser.
Bu evrelendirme, özellikle uygun tedavi planlarken önemlidir.
 
       YATAK YARALARINDAN KORUNMAK İÇİN;
 İlk girişim noktasal basınçların önlenmesidir. Hastanın düzenli olarak 30° derece açıyla döndürülmesi  ve özellikle kemik çıkıntılar üzerine gelen baskıyı daha geniş alana yayarak basıncı azaltmak  için yumuşak yastıkların kullanılması uygundur. Havalı yatakların veya su yataklarının kullanılması dekubitüs ülserinin gelişme riskini belirgin olarak azaltır.Yatak ile riskli bölge arasındaki sürtünme en aza indirilmeli  ve sürtünme ile deride oluşacak küçük bir yırtığın dahi yatak yarasına dönüşebileceği, idrar ve gayta ile bu küçük sıyrıktan enfeksiyon gelişebileceği unutulmamalıdır.Çarşaftaki küçük kırışıklıklar hem noktasal basıncın artmasına hem de deride küçük sıyrıklara neden olabileceği için hastanın yatağında çarşaflar gergin olmalıdır. Hastada var olan sistemik hastalıkların ortadan kaldırılması, hastanın gaita ve idrar kontrolunun desteklenmesi veya günlük düzenli mesane ve barsak programları, enfeksiyonla mücadele büyük önem arzeder.Cildin kuru kalmasına, idrar vedışkı ile temas etmemesine özellikle dikkat edilmelidir. Cildi tahriş etmeyen malzemelerle temizlemeli, sıcak suyla yıkanmalıdır, sonra kurulanmalıdır. 
    OLUŞMUŞ YATAK YARASINDA TEDAVİ
 Yatak yarasında tedavi 4 temele dayanır;   
 1) BASINCIN ORTADAN KALDIRILMASI               ;
      Evre 1de basıncın 1saat kaldırılması dokunun kendini onarımına izin verirken Evre 2de bu süre 2 güne kadar uzar.
 2) YARANIN TEMİZLENİP NEKROTİK KISIMLARIN ORTADAN KALDIRILMASI    
      Yaranın serum fizyolojik ile yıkanması nekrotik dokunun temizlenmesi eksudanın uygun pansumanla engellenmesi önemlidir
 3) OLUŞMUŞ ENFEKSİYONUN KONTROLU
      Enfeksiyonun kontrolü için düzenli olarak bakteri kültürü alınmalıdır. Yatak yaralarında sıklıkla metisiline dirençli Staphylococcus aureus, coagulase-negative stafilokoklar, hastanın kendi idrar ve gaytasından yarayı kontamine etmesi sonucu Escherichia coli, Klebsiella spp, Proteus spp, Streptococcus faecalis, hastane infeksiyonu olarak da Pseudomanos aeruginosa ürer. Kronik ülserlerde antibakteriyel tedavi doğru indikasyon konularak verilmelidir.
      Erizipel ve selülit gibi bulgular varsa lokal ve sistemik antibiyotikler birlikte kullanılmalıdır.Ancak akıldan çıkarılmamalıdır ki; sistemik antibiyoterapinin nekrozlu ülserdeki patogene etkili olmaktan çok infeksiyonu lokalize eder,lokal antibiyotikler ve antiseptikler de allerjik kontakt dermatite yol açarak yara iyileşmesini geciktirebilir.
      Diyabetiklerde, yaşlı ve immun yetmezliği bulunan hastalarda hastane enfeksiyonu akıldan çıkarılmamalıdır. Malesef terminal dönemdeki hastalardaki büyük dekubitus ülserlerinin iyileşme olasılığı düşüktür. Bu hastalarda palyatif tedavi ön planda olmalıdır.
      Evre III ülserlerde cerrahi debridman işleminin pansuman ve proteolitik enzimlerle desteklenmesi gerekir (tripsin, streptokinaz ve kollagenaz gibi). Granulasyon 
. dokusunun oluşması yaranın nemli yarı geçirgen örtüler, serum fizyolojik ile ıslatılmış gazlı bezle kapatılarak hızlandırılabilir. Sentetik yara örtüleri olarak poliüretan veya polivinil alkol içeren köpükler ve nekrotik dokuların otolizisini sağlayan hidrojel kapatıcı örtüler kullanılabilir.Geleneksel ülser tedavisinde %20 çinkooksit pomatlar veya gümüşsülfadiyazin pomad kullanılır.
. 4)CERRAHİ TEDAVİ
 Evre 4 ve 5 dekubitus ülserlerinde yara kapanması için cerrahi girişim gerekir. Genelde ülsere bölge tümüyle eksize edildikten, yara enfeksiyonlardan ve nekrozlardan tamamen arındırıldıktan sonra rekonstrüktif cerrahi yöntemlerle (sekonder sütür, deri grefti, flep vs) yara kapatilir.
KOLOSTOMİ NEDİR?

Kalın bağırsağın (kolon) bir ameliyat ile karın ön duvarına ağızlaştırılmasına kolostomi denir. Böylelikle bağırsak içerikleri karın cildine yapıştırılan bir torbaya boşalır. Normalde kalın bağırsaklardaki dışkı makat yolu ile dışarı atılır. Kolostomi yapılan olgularda ise gıda artıkları direkt olarak karın duvarına yapıştırılan bir torba ile boşaltılır.
Kolostomilerde stoma (ostomi) genellikle karnın sol alt tarafında açılır. Kolostomiler genellikle kalın bağırsağın hangi bölgesinde yapıldı ise ona göre adlandırılırlar. Örneğin; çıkan kolostomi, yatay (transvers) kolostomi, inen kolostomi ve sigmoid kolostomi olarak isimlendirilir.
Stomanın açıldığı yere göre dışkının kıvamı değişmektedir. Stoma makattan (anüsten) ne kadar uzakta ise dışkı o derece suludur. Buna göre, kolostomi çıkan kolon ve yatay(tranvers) kolonda ise dışkı daha sıvı halde, inen kolon ve sigmoid kolonda ise dışkı katı halde olur.
Kolostomiler amaçlarına göre geçici veya kalıcı olabilir.
Geçici Kolostomi
  • Kalın barsak tıkanmaları
  • Bağırsak yaralanmaları
  • Bağırsak delinmesi
  • Doğumsal barsak anormallikleri
  • Bağırsakta yapılan bir ameliyatın iyileşmesini sağlamak
  • Ciddi makat (anüs) hastalıkları ve yaralanmaları
Kalıcı Kolostomi
  • Makatın (anüsün) çıkartılması gerekli olan hastalıklar
  • Kalın bağırsağın son kısmı ve makatın birlikte çıkartılması gereken hastalıklar
  • Makatı kontrol eden kasların görevini yapamadığı hastalıklar
  • Kalın bağırsağın son kısmında kalıcı hastalık olması
MENİSKÜS NEDİR?

  Vücudumuzda uyluk kemiği ve bacakların eklemler vasıtası ile oluşturduğu bölgeye diz ekleme denir. Diz eklemi vücut ağırlığını, uygulanan basınçlara, taşınan yüklere, hızlı ve uzun süreli hareketlere karşı dayanıklı bir yapıdır. Dayanıklı olmasına tek eksenli yapısı gereği zorlanmalarda zedelenmeler meydana gelir bu da hareketin kısıtlanmasına ve zorlanmalara sebep olmaktadır. Bu bölgede oluşan zedelenmeler yaşam kalitesini oldukça düşürür.
Genç yaşlarda genellikle sporcularda görülen bu rahatsızlık, ani hareket ve zorlanmalarda sıradan insanlarda da sıklıkla görülebilmektedir. Zorlanma olmadan da bir anda meydana gelebilen menisküslerde vardır. Genellikle 40 yaşı üzerindeki yaşlı kişilerde zorlanma olmadan meydana gelen vakalarla karşılaşılabilir.
Merdiven çıkarken ağırlığın aynı oranda tutulamaması, oturup kalkmalarda ağrı, yürürken eklemlerde hareketin zorlanma hissi, dizde boşalma hissi, bacakları ara ara hissetmeme, hareketlerin eskiye oranla kısıtlanması yani tam dik ve tam bükme durumlarını gerçekleştirememesi menisküs hastalığının belirtilerindendir.
Hasta olan kişi hekime başvurduğunda menisküsden şüphe ediyorsa bacağına aldığı darbeleri, zorlanmaları ve buna benzer tüm durumları hatırlamalı ve doktora bildirmelidir. Doktor muayene ile durumu tam olarak saptayamaz ise MR çektirerek zedelenme ve yırtığı görsel olarak görebilir. MR ile çekilen eklemlerde kesin sonuç vermeyebilir, bazı yırtık ve zedelenmelerin görünmeme durumu vardır.
Menisküs olduğu kesinleşen hastalar için ilk aşamada ameliyat düşünülmez. Soğuk uygulama, sıkı bandaj, bacağı uzun süre dinlendirme, hareket kısıtlayıcılar ve spora bir süre ara verilmesi genelde menisküs tedavisinde başarıya ulaşmaktadır. Hareketi azalan ve sabit kalan bacak için fizik tedavi uygulanması ve ağrılı durumlarda ağrı kesici kullanılması en doğru harekettir. Ameliyatın şart olduğu durumlarda ise kanama olup olmadığı incelenir. Kanama varsa durum kötüdür ve düzelmesi daha zordur. Kanama olan bölge dikilir ve ya kanama olan kısım alınır. Kalan dokular ile düzelme beklenir. Kanamayı durdurmak için dikiş atıldıysa bu durumun korunması gereklidir fakat genelde sorunlar meydana gelir ve doku çıkartılır. Ameliyattan sonra şok emici ve kayganlık özelliğini kaybeden bölge kireçlenmeye sebep olmaktadır